ilknur's profileESSELAMU ALEYKUM VE RAHM...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
ESSELAMU ALEYKUM VE RAHMETULLAHU VE BEREKATUHU<İSTEDİĞİM HAKK'TIR BENİM> |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
GURBEThasretin kurşun gibi düşer zamana kelimeler hoyrat ikindilerde çağırır seni gözlerim sıcak bir nefes gibi tutulur sevda nöbetlerine tutulur hasretine seni sevmek adına ayrılığa isyan dağlara sabır ektim ve katran ve zift gibi toprağın tenine ilaç yağmura hüzün sardım adını isyan koydum aşkın çiçeklerden önce ayrılığı çektim içime gurbetindeyim ey yar sılam çok uzak iklimimde hazan var yeşilim kurak kuşatılmış her bir yanım her yanım tuzak hira dan bir rüzgar esse şimdi içime hey yar beni alıp bu diyardan sana götürse medine n olsun şimdi beton şehirler bir hicret kabul eyle var da bir yol gel göz göz olmuş yaralarımız bir derman bekler sana salat, sana selam söylüyor diller hey yar hasretinin çöl yolunda yine garipler REGAİB KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUNRegaib kelimesi rağbetten geliyor. Rağbet; bir şeye önem vermek, onu öne geçirmek, onu başka şeylerden daha fazla istemek istikametinde kullanılan bir kelimedir. Regaib kandili, Recep ayının ilk perşembesinde kutlanır. İşte bu gece Regaib kandili gecesidir. Hepinizin Regaib kandilinizi tebrik ederiz. Bundan 14 asır evvel Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) ve tüm sahâbe, her sene Recep ayının ilk perşembesinde Regaib kandilini tebrik edip kutladılar, mübarek kıldılar. Onlar bir başkaydı. Bir başka coşku, bir başka Allah aşkı; bir başka dünyaydı onların dünyası. Çok çile çektiler. 3 yıl boyunca açlığa mahkûm bırakıldılar. Hayatları tehlikedeydi. Onlardan Bilal Habeşî gibi öldürülenler, katledilenler oldu. Niyetleri Peygamber Efendimiz (S.A.V)’i de katletmekti ama Allahû Tealâ buna müsaade etmedi ve Peygamber Efendimiz (S.A.V), Hz. Ebubekir ile birlikte Mekke’den ayrıldılar. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’i öldürmek için kılıçları ile içeri dalan birkaç kişi Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in yatağında yalın kılıç Hz. Ali’yi karşılarında görünce çözümü oradan kaçmakta buldular. Mekke’den Medine’ye göç, Allahû Tealâ’nın bir emri idi. Medine’liler Peygamber Efendimiz (S.A.V)’i davet etmişlerdi. Gerçekten ensar yani yardımcılar ve muhacirîn, Mekke’den Medine’ye göç edenler öyle bir kardeşlik dünyasında yaşadılar ki; bu bütün dünyaya örnek oldu. Var olan her şey paylaşıldı ve dünyadaki en büyük ölçekli dostluk örneği orada gerçekleşti. İster ensar olsun ister muhacirîn, onlar Kur’ân’daki İslâm’ı bütün boyutlarıyla yaşadılar. Hepsi konunun sonuna ulaştılar yani iradelerini de Allah’a teslim ettiler. Neler oldu? Onlar İslâm’ı nasıl yaşadılar? Biliyorsunuz ki İslâm 7 safha ve bu 7 safhanın içinde bulunan 4 safhayı içeren, 4 tane teslimi ihtiva eder. Yani 7 safhanın içersinde 4 tane de teslim vardır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahâbesi, 7 safhayı da 7 safhanın içindeki bu 4 teslimi de yaşadılar. Ruhlarını da vechlerini de nefslerini de iradelerini de Allah’a teslim ettiler. Biliyorsunuz, 1. basamakta olaylar yaşanır, herkes yaşar. Cehenneme gidecek olanlar da cennete gidecek olanlar da olayları yaşar. 2. basamakta olaylar değerlendirilir. Kişiler Allah’ın kendilerini senede birkaç defa musîbetlerle imtihan etmesinin karşılığını ortaya koyarlar. Asıl önemli olan, bu devrede Allahû Tealâ tarafından seçilmektir. İnsanların %90’dan fazlası seçilir. Niçin seçilir? Allahû Tealâ tarafından, Allah’a ulaşmayı dilesinler diye seçilir. İnsanların % 90’dan fazlası seçilir. Kimler seçilmez? Kendileri Allah’a ulaşmayı dilemeyip de başkalarının da dilemesine müsaade etmeyenler, başkalarının da dilemesine mâni olanlar; onlar seçilmezler. Bu seçilme olayı arkasından bir talebi yerine getirir veya getirmez. Kim seçilme noktasından sonra, ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı dilerse, onlar 3. basamağa ulaşanlardır. Cennete de ulaşacak olanlardır. Cennetle cehennemi birbirinden ayıran basamak 3. basamaktır. Ya insanlar Allah’a ulaşmayı dilerler yani ruhlarını ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı dilerler veya dilemezler. Dilemeyenler kendilerini cehennemden kurtaramazlar. Ama kim Allah’a ulaşmayı dilerse o mutlaka Allah’ın cennetine girer. Bir tek dilek bir insanı Allah’ın cennetine alıyor. Peki, sahâbe ne yaptı? Hepsi Allah’a ulaşmayı diledi. Sahi mi? Gerçekten dilediler mi? Kur’ân âyet âyet, Allahû Tealâ tarafından oya gibi işlenmiştir. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor: -39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi). Sahâbeye kulluk açısından bakıyoruz. Sahâbe başlangıçta tagutun kuluydu. Kur’ân-ı Kerim; insan şeytanların ve cin şeytanların bütününe, her türlü şeytana “tagut” diyor. Bütün sahâbe tagutun kulu iken, hepsi Allah’a ulaşmayı dileyip tagutun kulu olmaktan kurtulmuşlardır. Ne olmuşlardır? Allahû Tealâ: “Kullarımı müjdele.” diyor. Sahâbe hem Allah’a kul olmuşlar hem de Allahû Tealâ’dan cennet müjdesini almışlardır. -12/YÛSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun). Böyle bir bapta Allah’ın Rahîm esmasıyla tecelli ettikleri kimlerdir? Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir. Bu tecelli neler yapar? Bu tecelli kişiyi körken, sağırken ve dilsizken; gören, konuşan ve idrak eden bir hüviyete sokar.
İslâm’ın 7 safhası, işte sahâbe. Bu kâinatta size örnek olacak en büyük insanlar onlardır, sahâbedir. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in göz bebekleri, O’nun canı ciğeri sahâbesi. İşte bu Regaib kandili gecesi gelin beraberce onları yâd edelim. Neler yaptılar, nerelere ulaştılar? -30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). Allah’a yönelmek, Allah’a ulaşmayı dilemek farz mıdır? Farzdır. Allahû Tealâ açık olarak: “Allah’a yönel. Allah’a ulaşmayı dile ve bu sebeple Allah’a karşı takva sahibi ol ve müşriklerden de Allah’a ulaşmayı dileyerek kurtul.” diyor. -5/MÂİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihî leallekum tuflihûn(tuflihûne). Yani: “2. takvanın sahibi olun. Sizi Allah’a ulaştırmayı vesile olacak kişiyi Allah’tan isteyin.” -2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne). Hacet namazı kılınarak istendiğine göre, kesinlikle Allah’tan istenecek. Allahû Tealâ: “Sizi Allah’a ulaştıracak vesileyi Allah’tan isteyin, ibtiga edin. Bu zor bir iştir ama huşû sahipleri için zor değildir. O huşû sahipleri ki; Allah’a mülâki olacaklarına yani ruhlarını ölmeden evvel Allah’a ulaştıracaklarına kesin şekilde inananlardır.” diyor. -64/TEGÂBUN-11: Mâ asâbe min musîbetin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve men yu’min billâhi yehdi kalbehu, vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun). 9. basamakta o kişinin kalbini Allah’a çevirir. Kaf Suresinin 33. âyet-i kerimesi: “Onun kalbini Allah’a çevirir.” diyor. -50/KAF-33: Men haşiyer rahmâne bil gaybi ve câe bi kalbin munîbin. 10. basamakta Allah o kişinin göğsünü yarıyor, şerh ediyor. Göğsünden kalbine bir nur yolu açıyor. İfade aynen şöyle: -6/EN'ÂM-125: Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne). “Ruhunu Allah’a teslim etmesi için, fizik vücudunu Allah’a teslim etmesi için, nefsini ve iradesini Allah’a teslim etmesi için Allah onun göğsünden kalbine nur yolu açar.” -39/ZUMER-22: E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin). Allahû Tealâ: “Allah kimin göğsünü yarmışsa ve göğsünden kalbine nur ulaştırmışsa, o kişinin kalbi kasiyet bağlamış kişilerin kalbi gibi değildir.” diyor. -57/HADÎD-16: E lem ye’ni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne). Bu huşû sahibi olan kişi, hacet namazını kılarak Allahû Tealâ’dan mürşidini sorduğu zaman mürşidine mutlaka ulaştırılır. Ulaşmak, 14. basamakta tâbiiyeti ifade eder. Kim mürşidine tâbî olursa, el öperse Allahû Tealâ ona 7 tane ni’met verir. Kişi bu noktaya kadar 12 tane ihsan almıştır. Şimdi de 7 tane ni’met alacaktır: -2/BAKARA-261: Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seb’a senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbeh(habbetin), vallâhu yudâifu li men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun). Mürşide ulaşmak farz mıymış? Mürşide tâbiiyetin Maide Suresinin 35. âyet-i kerimesinde farz olduğunu gördük. -48/FETİH-10: İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen). Bütün sahâbe Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî olmuşlardır. Ensar da tâbî olmuştur, muhacirîn de tâbî olmuştur. Burası 14. basamaktır. -13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi). “Onlar Allah’ın, Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi, Allah’a ulaştırırlar.” -89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten). Bu Regaib kandili gecesinde sahâbenin bütün hedefe ulaştıklarını görmek üzere biraradayız. Hepsi ruhlarını Allah’a ulaştırdılar. Gördük ki bizim de üzerimize farzdır. Peki, sahâbe ruhlarını Allah’a ulaştırdılar mı? Hepsi ulaştırdılar, hidayete erdiler. -3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun). İnne: Muhakkak ki -2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin). inne: Muhakkak ki -39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi). Bütün sahâbe hepsi hidayete ermişler, hepsi ruhlarını Allah’a ulaştırmışlardır. Burası 21. basamaktır. 7 tane gök katı çıkılıyor (15, 16, 17, 18, 19, 20 ve 21. basamaklar) ve 21. basamakta da ruh, Allah’a ulaşıyor. 22. basamakta ruh, Allah’ın Zat’ında yok oluyor. Emanet olan ruh, sahibine ulaştı ve teslim oldu. Bütün sahâbe, hepsi bu hedefe ulaşmışlar, hidayete ermişlerdir. Farz mıdır? Gördük ki iki âyet-i kerime, hidayetin farz olduğunu söylüyor. -3/ÂLİ İMRÂN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi). Öyleyse bütün sahâbe, fizik vücutlarını Allah’a teslim etmişlerdir. Gördük ki ruhumuzu Allah’a teslim etmek üzerimize farzdır. Peki, fizik vücudumuzu Allah’a teslim etmek üzerimize farz mıdır? Elbette farzdır. Allahû Tealâ diyor ki: -36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun). Allahû Tealâ fizik vücutlarımızın hepsinden Allah’a kul olacaklarına, Allah’a teslim olacaklarına dair ahd almıştır. Öyleyse fizik vücutlarımızı teslim de üzerimize farzdır. -73/MUZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen). Gördük ki, Yasin Suresinin 60 ve 61. âyet-i kerimeleri gereğince de fizik vücudumuzu (vechimizi) Allah’a teslim etmek ve şeytana kul olmaktan böylece kurtularak Allah’a kul olmak üzerimize farz kılınmıştır. Fizik vücutlarımızı Allah’a kul etmek üzerimize farzdır. -4/NİSÂ-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alel mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten). Allahû Tealâ Nisa-103’te nefs teslimini üzerimize farz kılıyor. Ama bakıyoruz ki bütün sahâbe daimî zikrin sahibi oldular. Al-i İmran-190 ve 191’de Allahû Tealâ ulûl’elbabın kim olduğunu söylüyor: -3/ÂLİ İMRÂN-190: İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı). Daimî zikir gördük ki farzdır ve ulûl’elbab için de daimî zikir söz konusudur. Demek ki kim farz olan daimî zikre ulaşırsa, o ulûl’elbab olur. Ulûl’elbab olmak ise nefslere Allahû Tealâ’nın verdiği emirdir. Kimin nefsi, daimî zikrin sahibi olmuşsa o kişi ulûl’elbab olur.
Evvelâ bu kademede yer katları, yerlerin melekûtu görülür. Kişiye ulûl’elbab makamında 7 yer katı ve bir de devrin imamının ana dergâhı gösterilir. Bütün sahâbe bu hedefe ermişlerdir. -2/BAKARA-139: Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve rabbunâ ve rabbukum, ve lenâ â’mâlunâ ve lekum a’mâlukum ve nahnu lehu muhlisûn(muhlisûne). Bütün sahâbe Allah’a muhlis olmayı başarmışlardır. Muhlis olmak farz mıdır? Farzdır. Allahû Tealâ buyuruyor ki: -98/BEYYİNE-5: Ve mâ umirû illâ li ya''budûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe ve yukîmûs salâte ve yu''tûz zekâte ve zâlike dînul kayyimeh(kayyimeti). Bakara Suresinin 139. âyet-i kerimesi ile, muhlis olmakla emir olunan sahâbenin muhlisler olarak Allah’a teslim oldukları kesinleşiyor. -9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu). BUNLARI BİLİYORMUYDUNUZ??<KUR'AN FARZLARI>1-Allah’a davet etme -16/NAHL-125: Ud’u ilâ sebîli rabbike bil hikmeti vel mev’ızatil haseneti ve câdilhum billetî hiye ahsen(ahsenu), inne rabbeke huve a’lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bil muhtedîn(muhtedîne). -12/YÛSUF-108: Kul hâzihî sebîlî ed’û ilallâhi alâ basîretin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne). -41/FUSSİLET-33: Ve men ahsenu kavlen mimmen deâ ilâllâhi ve amile sâlihan ve kâle innenî minel muslimîn(muslimîne). 2-Daimi zikir
-3/ÂLİ İMRÂN-190: İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı). -4/NİSÂ-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alel mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten). 3-Hayırla davranmak
-13/RA'D-22: Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri). -23/MU'MİNÛN-9: Vellezîne hum alâ salavâtihim yuhâfızûn(yuhâfızûne). -28/KASAS-54: Ulâike yu’tevne ecrehum merreteyni bimâ saberû ve yedraûne bil hasenetis seyyiete ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne). -41/FUSSİLET-34: Ve lâ testevîl hasenetu ve les seyyieh(seyyietu), idfa’ billetî hiye ahsenu fe izellezî beyneke ve beynehu adâvetun ke ennehu veliyyun hamîm(hamîmun). 4-İrşad
-2/BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne). -21/ENBİYÂ-51: Ve lekad âteynâ ibrâhîme ruşdehu min kablu ve kunnâ bihî âlimîn(âlimîne). -40/MU'MİN-38: Ve kâlellezî âmene yâ kavmittebiûni ehdikum sebîler reşâd(reşâdi). -49/HUCURÂT-7: Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne). 5-Marufla emretmek ve munkerden nehyetmek -3/ÂLİ İMRÂN-104: Veltekun minkum ummetun yed’ûne ilel hayri ve ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munker(munkeri), ve ulâike humul muflihûn(muflihûne). -3/ÂLİ İMRÂN-110: Kuntum hayra ummetin uhricet lin nâsi te’murûne bil ma’rûfi ve tenhevne anil munkeri ve tu’minûne billâh(billâhi), ve lev âmene ehlul kitâbi le kâne hayran lehum, minhumul mu’minûne ve ekseruhumul fâsikûn(fâsikûne). -3/ÂLİ İMRÂN-113: Leysû sevâ’(sevâen), min ehlil kitâbi ummetun kâimetun yetlûne âyâtillâhi ânâel leyli ve hum yescudûn(yescudûne). -3/ÂLİ İMRÂN-114: Yu’minûne billâhi vel yevmil âhiri ve ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munkeri ve yusâriûne fîl hayrât(hayrâti), ve ulâike mines sâlihîn(sâlihîne).
6-Muhsin kul olmak(ahd 3 kere farz -36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun). -36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun). -4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih(bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ(basîran). -5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî, iz kultum semi’nâ ve ata’nâ, vettekûllâh(vettekûllâhe), innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri). -6/EN'ÂM-152: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
7-Mürşide tabi olmak -1/FÂTİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu). -2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne). -5/MÂİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihî leallekum tuflihûn(tuflihûne). -16/NAHL-9: Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).
8-Nefsin teslimi(yemin 3 kerefarz) -4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih(bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ(basîran). -5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî, iz kultum semi’nâ ve ata’nâ, vettekûllâh(vettekûllâhe), innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
-5/MÂİDE-105: Yâ eyyuhellezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izehtedeytum. İlâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta'melûn(ta'melûne). -6/EN'ÂM-152: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
9-Nefs tezkiyesi -35/FÂTIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u
-87/A'LÂ-14: Kad efleha men tezekkâ.
-91/ŞEMS-9: Kad efleha men zekkâhâ. -7/A'RÂF-8: Vel veznu yevme izinil hakk(hakku), fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne). -7/A'RÂF-205: Vezkur rabbeke fî nefsike tedarruan ve hîfeten ve dûnel cehri minel kavli bil guduvvi vel âsâli ve lâ tekun minel gâfilîn(gâfilîne). -13/RA'D-28: Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).
10-Ruhun dunya hayatında Allah’a ulaşması -13/RA'D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka). -13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi). -30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
-31/LOKMÂN-15: Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne). -39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne). -73/MUZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen). -89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten). -51/ZÂRİYÂT-50: Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun). -10/YÛNUS-25: Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin). -42/ŞÛRÂ-47: İstecîbû li rabbikum min kabli en ye’tiye yevmun lâ meredde lehu minallâh(minallâhi), mâ lekum min melcein yevme izin ve mâ lekum min nekîr(nekîrin). -4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih(bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ(basîran). -5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî, iz kultum semi’nâ ve ata’nâ, vettekûllâh(vettekûllâhe), innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri). -6/EN'ÂM-152: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
11-Sıratı Mustakime ulaşmak -6/EN'ÂM-153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûh(fettebiûhu), ve lâ tettebiûs subule fe teferreka bikum an sebîlih(sebîlihi), zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne). 12-Takva sahibi olmak
-26/ŞUARÂ-108: Fettekûllâhe ve etîûn(etîûni). -26/ŞUARÂ-126: Fettekullâhe ve etîûn(etîûni). -26/ŞUARÂ-144: Fettekullâhe ve etîûn(etîûni). -26/ŞUARÂ-163: Fettekullâhe ve etîûn(etîûni). -26/ŞUARÂ-179: Fettekullâhe ve etîûn(etîûni). -30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
13-Tövbe-i Nasuh -66/TAHRÎM-8: Yâ eyyuhellezîne âmenû tûbû ilâllâhi tevbeten nasûhâ(nasûhan), asâ rabbukum en yukeffire ankum seyyiâtikum ve yudhılekum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru yevme lâ yuhzîllâhun nebiyye vellezîne âmenû meahu, nûruhum yes''â beyne eydîhim ve bi eymânihim yekûlûne rabbenâ etmim lenâ nûrenâ vagfirlenâ, inneke alâ kulli şey''in kadîr(kadîrun). 14-Zikir -73/MUZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen). -33/AHZÂB-41: Yâ eyyuhellezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ(kesîran). -4/NİSÂ-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alel mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten). ALLAH RAZI OLSUN Allah'a inanmak yeterli mi???*Allah'a inanmak yeterli mi? Allah’a inanmayan insan hemen hemen yok gibidir. Mümin olan kişi de kafir olan kişi de aslında Allah’a inanmaktadır. Kuranı Kerim bunun böyle olduğunu söylüyor. Mesela Müminun 24 de Nuh As ın kavminin ileri gelen kafirleri “Allah dileseydi” diyorlar, o halde Allah’a inandıkları kesin ama kafir oldukları da kesindir. 23 / MU'MİNUN - 24 Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ hâzâ illâ beşerun mıslukum yurîdu en yetefaddale aleykum, ve lev şâallâhu le enzele melâikeh(melâiketen), mâ semi’nâ bi hâzâ fî âbâinel evvelîn(evvelîne). Onun kavminden kâfir olanların ileri gelenleri: “Bu, sizin gibi beşerden (insandan) başka bir şey değil. Size üstün gelmek (hükmetmek) istiyor. Ve eğer Allah dileseydi mutlaka melekler indirirdi. Atalarımızdan bunun hakkında bir şey işitmedik.” dediler.
67 / MULK - 8 Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun). (Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.
67 / MULK - 9 Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin). Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”
67 / MULK - 10 Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri). Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.
2 / BAKARA - 137 Fe in âmenû bi misli mâ âmentum bihî fe kadihtedev ve in tevellev fe innemâ hum fî şikâk(şikâkın) fe se yekfîke humullâh(humullâhu), ve huves semîul alîm(alîmu). Eğer onlar da sizin O'na (Allah'a) îmân ettiğiniz gibi îmân etselerdi, muhakkak ki hidayete ererlerdi. Ve eğer (yüz çevirirlerse) dönerlerse, mutlaka bir ayrılık içindedirler (Allah'ın yolundan ayrılmışlardır). Allah, (onlara karşı) sana kâfi (yeterli)dir. O, (herşeyi işiten ve bilen) Semîul Alîm'dir.
2 / BAKARA - 156 Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne). Onlar ki; kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O'na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O'na döneceğiz (ulaşacağız).” dediler.
2 / BAKARA - 157 Ulâike aleyhim salâvâtun min rabbihim ve rahmetun ve ulâike humul muhtedûn(muhtedûne). Onlar (dünya hayatında Allah'a mutlaka döneceklerinden emin olanlar var ya), Rab'lerinden salâvât ve rahmet onların üzerinedir. İşte onlar, hidayette olanlardır.
Sonuç olarak, Bakara 156-157 ye göre her kim Allah’a inanıyor ve ölmeden once Allah’a ulaşmayı diliyorsa , işte onlar hidayete erip kurtulacak olanlardır ve ebedi olarak kıyametten sonra cennette olacaklardır. İnsanların cehennemden kurtulabilmeleri için Allah’a inanmanın yanı sıra, ölmeden önce O’na ulaşmayı dilemeleri de gerekmektedir, aksi takdirde gidecekleri yer cehennemdir ve ebedi orada kalacaklardır. VEEEEEEEEEEEEALLAH'A ULAŞMAYI DİLEYİN YOLCULUK BAŞLASIN....HADİ NE DURURYORSUNUZ SADECE İÇTEN BİR DİLEK KAYBEDECEK HİÇÇÇ AMA HİÇÇ BİRŞEYİNİZ YOK <ALLAH'IM BENİM DE RUHUMU ÖLMEDEN ÖNCE SANA ULAŞTIRMAYI NASIP ET SANA ULAŞMAYI DİLİYORUM >DİYE KALBİNİZDEN UFACIK SAMİMİ BİR DİLEK SADECE
SİZİ ÇOK AMA ÇOK SEVİYORUZ ALLAH'A EMANET OLUN
ALLAH RAZI OLSUN PEKİ HİDAYET NEDİR??????HİDAYET Kuran-ı Kerim'in Türkçe meallerinde okudugumuz gibi "DOĞRU yol mudur"? Bu hakkitati ögrenmek üzere baktiğımız HİDAYET ile ilgili ayetlerde Allah ne buyuruyor, gelin isterseniz beraberce bakalım sevgili kardeşlerim. 3/AL-İ İMRAN-73: Ve lâ tu'minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu'tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu'tîhi men yeşâ'(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun). -Ve sizin dîninize tâbî olandan başka kimşeye inanmayın. (Habibim) de ki: “ Hiç şüphesiz HİDAYET, Allah'ın (kendisine) ulaştırmasıdır. (İnsan ruhunun ölümden evvel Allah'a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin başka birine verilmesi (sebebiyle mi) veya Rabbinizin katında (sizlerle) tartışacakları için mi (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Hiç şüphesiz fazl, Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, VÂSİ'un ALÎM'dir. (Allah herşeyi kuşatan ve herşeyi bilendir.) HİDAYET NEDİR? 2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yehûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba'te ehvâehum ba'dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin). -Sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki; Allah'a ulaşmak (var ya) işte o, HİDAYET tir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan andolsun ki; Allah'tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olmaz. HİDAYET NEDİR? 18/KEHF-17: Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden). -(Ey Resûl'üm! Orada olsaydın) görürdün ki; güneş doğduğu zaman mağaranın sağ tarafına ulaşır. Battığı zaman ise onları sol taraftan terkederdi. Onlar mağaranın geniş bir yerindeydiler. Bu, Allah'ın âyetlerindendir. Allah kimi Kendine ulaştırırsa o HİDAYET e erer. Ve kim dalâlette ise onun için velî mürşid bulunmaz. Gördüğünüz gibi Allah'ın öğretisiyle bu sonuca ulaşıyoruz ki, HİDAYET Allah'a ulaşmaktır. Kim Allah'a ulaşmışsa o HİDAYET tedir, HİDAYET e ermiştir. Başka bir ifadeyle HİDAYET Allah'ın ulaştırmasıdır. Çünkü ulaştıran o Allah'tır. Kişi kendi kendine Allah'a ulaşamaz, sadece Allah'ın ulaştırmasıyla Allah'a ulaşabilir. Ulaşmak veya ulaştırılmak söz konusu olduğu için, her iki durumda da bir hedef olması gerekir, yada bir mekan. Şimdi misaller vermek istiyorum inşallah. 1. Farz edelim ki bir insanin hedefi var, o insan "Sigarayı bırakmak istiyor", eğer bu kişi Sigarayı bırakabilirse hedefine ulaşmıştır. 2. Farz edelim ki bir insan kendisinden 2 kilometre uzak olan bir şehre gitmek istiyor. Bu insan o şehre varabilirse, o zaman o hedefe/mekana ulaşmıştır. SONUÇ: HİDAYET DOĞRU yol değildir. Bir yol var, ama nereye götürdügü belli değil. Her yolun sonu bir hedefe götürmez mi? Bu DOĞRU yolda olanlar hangi hedefe ulaşırlar? İşte bu sorunun cevabi coğu meallerde gizleniyor, çünkü hedef eksik. HİDAYET ulaşmak manasını taşıyor, fakat nereye ulaşmamız gerekiyor haberimiz yok. HİDAYET DOĞRU YOL değildir, HEDEFDiR 1. HİDAYET , Ruhun ölmeden evvel Allah'a ulaştırılması (teslim) 2. HİDAYET , Fizik Vücudun Allah'a teslimi 3. HİDAYET , Nefsin Allah'a Teslimi 4. HİDAYET , İradenin Allah'a Teslimi Bu dört HİDAYET Hedeftir, ve bu hedeflere sadece Sırat-ı Müstakiym üzerinden ulaşılır. Sırat-ı Müstakiym Allah'a ulaştıran yolun adıdır, ve bütün 4 Teslimi ihtiva eder. Yüce Rabbimiz sadece Allah'a ulaşmayı dileyenleri Sırat-ı Müstakiyme ulaştırır. 4/NİSA-175: Fe emmellezîne âmenû billâhi va'tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen). -Allah'a âmenû olanları ve O'na sarılanları (sarılmayı dileyenleri) Allah, Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Allah'a ulaştıran Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ulaştıran yola) HİDAYET edecektir, ulaştıracaktır. 22/HAC-54: Ve li ya'lemellezîne ûtul ılme ennehul hakku min rabbike fe yu'minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin). -Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, resûlün, nebînin) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, ona îmân etmeleri, onların kalplerinin onu, (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e HİDAYET edendir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ve Sahabe hangi dini yaşadılar? Peygamber Efendimiz (s.a.v) ve Sahabe Kuran'daki 7 safhayı yaşadılar. 7 safhada 4 teslim... Onlar... 1. Ruhunu ölmeden evvel Allah'a teslim etti 2. Fizik Vücudunu Allah'a teslim etti 3. Nefsini Allah'a teslim etti 4. İradesini Allah'a teslim etti ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMEK........Allah'a yönelmeyen, Allah'a ulaşmayı dilemeyen, Ruhunu ölmeden evvel Allah'a ulaştırmayı dilemeyen bir kişi Kuran-ı Kerime göre:
1. Dalalettedir 2. Şirktedir 3. Küfürdedir 4. Takva Sahibi değildir
5. Allah'ın ayetlerinden gafildir 6. Şeytan'ın kulu ve dostudur 7. Allah'ın kulu değildir 8. Gideceği yer Cehennemdir
9. Hüsrandadır 10. Mümin değildir 11. Fısktadır 12. Amelleri heba olur 13. HİDAYET te değildir KURAN AYETLERİYLE Allah'a ulaşmayı dilemeyen bir insanın 13 negatif Vasfı: 1. Allah'a ulaşmayı dilemeyen kişi Dalalettedir Rad 27: Ve yekulullezine keferu levla unzile aleyhi ayetun min rabbih, kul inallahe yudillu men yesau ve yehdi ileyhi men enab.
-Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. “Muhakkak ki Allah, dilediği kimşeyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimşeyi Kendine ulaştırır (HİDAYET e erdirir).” de. Gördügünüz gibi Allah'a yönelmeyen bir kişiyi Allahu Teala Dalalette bırakıyor. Peki Allah'a yönelmek, neyi ifade ediyor? Şura 13: Şerea lekum mined dini ma vassa bihi nuhan vellezi evhayna ileyke ve ma vassayna bihi ibrahime ve musâ ve isâ, en ekimud dine ve la teteferreku fihi, kebure alel musrikine ma teduhum ileyh, Allahu yectebi ileyhi men yesau ve yehdi ileyhi men yunib. -Dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiğimiz (farz kıldığımız) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat kıldık. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine HİDAYET eder (ulaştırır). Ne gördük? Allahu Teala, Allah'a yönelen kişiyi kendisine ulaştırır. Sonuç: Sadece Allah'a ulaşmayı dileyenleri, bu talebin sahibi olanları Allah kendisine ulaştırır. Kişi Dalaletteyken bir tek dilekle Dalaletten kurtulur. 2. Allah'a ulaşmayı dilemeyen kişi Şirktedir 30/RUM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn (muşrikîne). -O'na (Allah'a) yönel (Allah'a ulaşmayı dile) ve böylece O'na (Allah'a karşı) takva sahibi ol ve namaz kıl ve müşriklerden olma. 3. Allah'a ulaşmayı dilemeyen kişi Küfürdedir 2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tagûtu yuhricûnehum minen nûri ilaz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne). -Allah âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur. Onları (onların nefslerinin kalplerini) zulümattan nura çıkarır. Onlar ki kâfirlerdir; onlar tagutun (insan ve cin şeytanların) dostlarıdır. Onlar (onların nefslerinin kalpleri) nurdan zulümata çıkarılır. İşte onlar, ateş halkıdır. Onlar, orada ebedî kalıcıdırlar. 34/SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn (mûminîne). -Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü'minleri oluşturan bir fırka (Allah'a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular. 4. Allah'a ulaşmayı dilemeyen kişi Takva Sahibi değildir 30/RUM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn (muşrikîne). -O'na (Allah'a) yönel (Allah'a ulaşmayı dile) ve böylece O'na (Allah'a karşı) takva sahibi ol ve namaz kıl ve müşriklerden olma. 5. Allah'a ulaşmayı dilemeyen kişi Allah'ın ayetlerinden gafildir 10/YUNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn (gâfilûne). -Muhakkak ki; onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır. 10/YUNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn (yeksibûne). -İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir). 6. Allah'a ulaşmayı dilemeyen kişi Şeytanin kulu ve dostudur 2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tagûtu yuhricûnehum minen nûri ilaz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne). -Allah âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur. Onları (onların nefslerinin kalplerini) zulümattan nura çıkarır. Onlar ki kâfirlerdir; onlar tagutun (insan ve cin şeytanların) dostlarıdır. Onlar (onların nefslerinin kalpleri) nurdan zulümata çıkarılır. İşte onlar, ateş halkıdır. Onlar, orada ebedî kalıcıdırlar. 7. Allah'a ulaşmayı dilemeyen kişi Allah'ın kulu değildir 39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya'budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ,fe beşşir ıbâd(ıbâdi). -Onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinab ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar) çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele! Bir insan Allah'a inanıyor diye, Allah'ın kulu olamaz bildiginiz gibi. Allah'ın dostu da olmaz. Allah'a inanan kişi kişisel iradesiyle bir seçim yapması gerekiyor. Allah'a ulaşmayı dilemesi gerekiyor, yani Ruhunu Allah'a ulaştırmayı Allah'tan talep etmesi gerekiyor. Ancak o zaman kişi Allah'ın kulu olur. Şeytanın kulu olmaktan ancak o andan irtibaren kurtulur.
DUA.....YARABBİ...NASIL VEYSEL KARANI HZ.'NİN RUHUNU SANA ULAŞTIRMIŞSAN; NASIL YUNUS'UN RUHUNU SANA ULAŞTIRMIŞSAN; NASIL ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI HZ.'NİN RUHUNU SANA ULAŞTIRMIŞSAN; HACI BEKTAS VELİ HZ.'NİN RUHUNU SANA ULAŞTIRMIŞSAN; MEVLANA CELALEDDİN RUMİ HZ.'NİN RUHUNU NASIL SANA ULAŞTIRMIŞSAN; VE İSMİNİ SAYAMADIĞIMIZ HANIM EVLİYALARDAN BİRİ OLAN RABİA-I ADEBİ-A HZ.'NİN RUHUNU SANA ULAŞTIRMIŞSAN; ONLAR NASIL ERMİŞ OLMUŞLARSA BENİ DE ONLAR GİBİ SANA ULAŞMIŞ KIL YARABBİ...
İNSANLARDAN HER KİM BU DUANIN SAHİBİ OLURSA DİLEDEN DEĞİL KALPTEN SÖYLERSE KALBİNİN EN DERİNİNDEN VE BÜYÜK BİR İŞTİYAKLA SÖYLERSE; O DERCE ÜST BOYUTTA BİRİSİ OLACAKTIR.DÜNYA VE AHİRET SAADETİNİ "BİR TEK DİLEKLE" KAZANACAKTIR...
HACET NAMAZI.......Abdülkadir Geylani Hazretleri buyurur ki:
Sadıklara, Salihlere iltihak et, onların arasına katıl, eğer kimin Salih kimin münafık olduğunu ayırt edemezsen o zaman geceleyin kalk namaz kıl. Ve deki. -Yarabbi, bana salih kullarını göster, sana gelmemde kılavuzluk edecek kişileri göster. (Sohbetler kitabı sayfa 201)
Allah’tan hacetimizi veya Abdulkadir Geylani Hazretlerinin Söylediği gibi bizi Allah’a gitmemizde yani O’na ulaşmamızda kılavuzluk edecek olan mürşidimizi sormak için perşembeyi cumaya bağlayan gecede, boy abdesti alınarak 4 Rekatlık Hacet namazına niyet edildikten sonra aşağıdaki ayetler okunur:
1. Rekat: Subhaneke + Fatiha + 3 Ayetel Kürsi 2. Rekat: Fatiha + İhlas + Felak + Nas Oturuş: Ettehiyyatu 3. Rekat: Fatiha + İhlas + Felak + Nas 4. Rekat: Fatiha + İhlas + Felak + Nas Oturuş: Ettehiyyatu + Allahumme Salli + Allahumme Barik + Rabbena
Namaz bittikten sonra kişi, Allah’tan mürşidini rüyasında göstermesini diler ve hiç konuşmadan göğsü kıbleye gelecek şekilde sağ tarafının üzerine yan üstü yatarak uzanır. Üç kere daha Ayetel Kürsi okur ve Allah’ın kendisine mürşidini mutlaka göstereceğine kesin inanarak “Allah, Allah” diye zikrederek uyuyakalır. Eğer birinci gece de göremezse her Perşembe veya her gece mürşidini Allah kendisine gösterinceye kadar bu namaza devam eder.
Bakara 45’de Allah’tan Hacet namazıyla yardım istemek üzerimize farz kılınmış ve Rabbimiz huşu sahiplerine mutlaka yardım edecek ve mürşidini gösterecektir. İşte o huşu sahipleri Bakara 46’ya göre mutlaka ölmeden önce Allah’a ulaşacaklarına ve ölümden sonra da ruhlarının Allah’a geri döneceğine kesin olarak inanan kişiler. Çünkü ancak Allah’a ulaşmayı dileyen ve kesin olarak inanan kişiler hidayete ererler ve ancak o zaman kalplerindeki gerçek Allah sevgisi yeşerebilir ve huşu sahibi olabilirler.
2/BAKARA-45: Vesteinü bis Sabri ves salat (salati), ve inneha le kebiretun illa alel haşiin (haşine). (Allah’tan) sabırla ve namazla yardım (istiane) isteyin. Fakat muhakkak ki bu (HACET NAMAZI ile kişiyi Allah’a ulaştıran MÜRŞİD’i sormak), huşü sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
2/BAKARA-46: Ellezine yezunnüne ennehum mulakü rabbihim ve ennehum ileyhi raciün (raciüme). O (huşü sahipleri) ki; onlar, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülaki olacaklarını ve (sonunda ölümle) mutlaka O’na döneceklerini bilirler. (Yakin derecesinde inanırlar.) Ne bana huzur verdin, ne kendine ne de aşkımaNe bana huzur verdin, ne kendine ne de a şkımaYalanların, bahanelerin biri bin para Senin için var mıydım yok muydum az mı çok muydum Düşündün mü, sevdin mi kimseyi kendin dışında Ben karar verdim Seni ne zaman aklar, ne de sular paklar Zaman ında ödenmezseCezaya girer günahlar.... Af dilemek için yalanında bir asaleti olmalı Yüce makama havalesin, hesabı tez sorulmalı KENDİNE İYİ BAK
askkkkkkkshangai üniversitesinde ki bir öğrenci sevgilisine ilginç bir şekilde sevgisini anlatmak istedi.. üniversite kampüsündeki odalarda kalan her kız öğrenciye çikolata vererek akşam saat 20 de kimilerinde ışığını açmasını kimilerindende ışıklarını kapatmasını istedi.. işte ortaya çıkan manzara.. aŞk budur Hayatı Iskalama Lüksün Yok SeninBir aşk için yapabileceğin herşeyi yaptına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan.için rahat olsun. yağmurrrYağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Senin visâlinle bir gülmüş de ben olsaydım Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Bâtılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım. aşşşkkkkEy Yüce AllahımBir aşk ver ki bana hiç yaşanmamış olsun
Bir aşk ver ki sana durmaksızın koştursun Bir aşk ver ki bana samimi muhabbet oluştursun Bir aşk ver ki sana aşkla şuurla çoştursun Bir aşk ver ki bana hep tevekkül ile andırsın Bir aşk ver ki sana gönlüm alev alev yansın Bir aşk ver ki bana rızanı tam kazandırsın Bir aşk ver ki sana hamdü sena ile yaşatsın Bir aşk ver ki bana nur cemalullahına ulaştırsın Bir aşk ver ki sana çok ama çok yaklaştırsın
Allah'a inanmak yeterli mi?
Allah’a inanmayan insan hemen hemen yok gibidir. Mümin olan kişi de kafir olan kişi de aslında Allah’a inanmaktadır. Kuranı Kerim bunun böyle olduğunu söylüyor. Mesela Müminun 24 de Nuh As ın kavminin ileri gelen kafirleri “Allah dileseydi” diyorlar, o halde Allah’a inandıkları kesin ama kafir oldukları da kesindir. 23 / MU'MİNUN - 24 Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ hâzâ illâ beşerun mıslukum yurîdu en yetefaddale aleykum, ve lev şâallâhu le enzele melâikeh(melâiketen), mâ semi’nâ bi hâzâ fî âbâinel evvelîn(evvelîne). Onun kavminden kâfir olanların ileri gelenleri: “Bu, sizin gibi beşerden (insandan) başka bir şey değil. Size üstün gelmek (hükmetmek) istiyor. Ve eğer Allah dileseydi mutlaka melekler indirirdi. Atalarımızdan bunun hakkında bir şey işitmedik.” dediler.
67 / MULK - 8 Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun). (Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.
67 / MULK - 9 Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin). Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”
67 / MULK - 10 Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri). Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.
2 / BAKARA - 137 Fe in âmenû bi misli mâ âmentum bihî fe kadihtedev ve in tevellev fe innemâ hum fî şikâk(şikâkın) fe se yekfîke humullâh(humullâhu), ve huves semîul alîm(alîmu). Eğer onlar da sizin O'na (Allah'a) îmân ettiğiniz gibi îmân etselerdi, muhakkak ki hidayete ererlerdi. Ve eğer (yüz çevirirlerse) dönerlerse, mutlaka bir ayrılık içindedirler (Allah'ın yolundan ayrılmışlardır). Allah, (onlara karşı) sana kâfi (yeterli)dir. O, (herşeyi işiten ve bilen) Semîul Alîm'dir.
2 / BAKARA - 156 Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne). Onlar ki; kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O'na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O'na döneceğiz (ulaşacağız).” dediler.
2 / BAKARA - 157 Ulâike aleyhim salâvâtun min rabbihim ve rahmetun ve ulâike humul muhtedûn(muhtedûne). Onlar (dünya hayatında Allah'a mutlaka döneceklerinden emin olanlar var ya), Rab'lerinden salâvât ve rahmet onların üzerinedir. İşte onlar, hidayette olanlardır.
Sonuç olarak, Bakara 156-157 ye göre her kim Allah’a inanıyor ve ölmeden once Allah’a ulaşmayı diliyorsa , işte onlar hidayete erip kurtulacak olanlardır ve ebedi olarak kıyametten sonra cennette olacaklardır. İnsanların cehennemden kurtulabilmeleri için Allah’a inanmanın yanı sıra, ölmeden önce O’na ulaşmayı dilemeleri de gerekmektedir, aksi takdirde gidecekleri yer cehennemdir ve ebedi orada kalacaklardır. Allah’a (hayatta iken) ulaşılır mı?Allah’ın indinde mümin ile kafiri ayıran tek unsur kişinin hayatta iken Allah’a ulaşmayı dilemesidir. Zannedildiği gibi Allah’a sadece ölümden sonra ulaşılmaz, çünkü öldükten sonra ister kafir, ister mümin olsun, Azrail As ve O’na bağlı melekler tarafından kişinin ruhu Allah’a ulaştırılacaktır. Hal böyle ise, mümin ile kafirin farkı nerededir ? 23 / MU'MİNUN - 60 Vellezîne yu’tûne mâ âtev ve kulûbuhum veciletun ennehum ilâ rabbihim râciûn(râciûne). Ve onlar vereceklerini verirler. Onlar, Rab'lerine geri dönenler (ulaşanlar) olduğundan onların kalpleri titrer.
84 / İNŞİKAK - 6 Yâ eyyuhel insânu inneke kâdihun ilâ rabbike kedhan fe mulâkîh(mulâkîhı). Ey insan! Muhakkak ki sen, Rabbine doğru (yola çıkarak) cehd ile (nefsinle) cihad edersin. Sonunda O'na mülâki olursun (ruhunu Allah'a ilka edersin, ulaştırırsın).
30 / RUM - 8 E ve lem yetefekkerû fî enfusihim, mâ halakallâhus semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen) ve inne kesîran minen nâsi bi likâi rabbihim le kâfirûn(kâfirûne). Onlar, kendi nefsleri hakkında tefekkür etmiyorlar mı (düşünmüyorlar mı)? Allah gökleri ve yeri ve ikisinin arasındaki şeyleri ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre ile yarattı. Ve muhakkak ki insanların çoğu, Rab'lerine mülâki olmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) inkar edenlerdir.
11 / HUD - 15 Men kâne yurîdul hayâted dunyâ ve zînetehâ nuveffi ileyhim a'mâlehum fîhâ ve hum fîhâ lâ yubhasûn(yubhasûne). Kim dünya hayatını ve onun ziynetini (süsünü) isterse (istedi ise) onların amellerini(n karşılığını) orada, onlara öderiz (veririz). Ve onlara, orada (karşılıkları) eksiltilmez.
11 / HUD - 16 Ulâikellezîne leyse lehum fil âhıreti illen nâr(nâru) ve habita mâ sanaû fîhâ ve bâtılun mâ kânû ya'melûn(ya'melûne). İşte onlar, onlar için ahirette ateşten başka bir şey yoktur. Ve orada (dünyada) yaptıkları şeyler, heba oldu (boşa gitti). Ve yapmış oldukları şeyler bâtıldır (geçersizdir).
10 / YUNUS - 11 Ve lev yuaccilullâhu lin nâsiş şerresti’câlehum bil hayri le kudiye ileyhim eceluhum, fe nezerullezîne lâ yercûne likâenâ fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne). Ve eğer Allah onların hayrı acele istemeleri gibi insanlara şerr için acele etseydi, elbette onların ecelleri yerine getirilirdi (kaza edilirdi). Fakat (hayatta iken) Bize ulaşmayı dilemeyen kimseleri, isyanları içinde şaşkın bırakırız.
46 / AHKÂF - 29 Ve iz sarefnâ ileyke neferen minel cinni yestemiûnel kur’ân(kur’âne), fe lemmâ hadarûhu kâlû ensıtû, fe lemmâ kudıye vellev ilâ kavmihim munzirîn(munzirîne). Cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik, Kur'ân'ı dinlemeleri için. Onun huzuruna geldikleri zaman “Susun, dinleyin!” dediler. Sonra (Kur'ân-ı Kerim okuması) bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler.
46 / AHKÂF - 30 Kâlû yâ kavmenâ innâ semî’nâ kitâben unzile min ba’di mûsâ musaddikan li mâ beyne yedeyhi yehdî ilel hakkı ve ilâ tarîkın mustekîm(mustekîmin). Onlar: “Ey kavmimiz! Muhakkak ki biz, Hz. Musa'dan sonra indirilen, onların elindekini tasdik eden Hakk'a ulaştıran ve Tarîki Mustakîm'e hidayet eden bir kitap dinledik.” dediler.
7 / A'RAF - 159 Ve min kavmi mûsâ ummetun yehdûne bil hakkı ve bihî ya’dilûn(ya’dilûne). Ve Musa (A.S)'ın kavminden bir ümmet vardır. Hakk'a hidayet ederler (hidayete ulaştırırlar). Ve onunla (hak ile) adaletle hükmederler.
7 / A'RAF - 181 Ve mimmen halâknâ ummetun yehdûne bil hakkı ve bihî ya’dilûn(ya’dilûne). Ve yarattıklarımızdan bir ümmet vardır ki Hakk'a (Allah'a) ulaştırırlar ve onunla adaleti (sağlarlar).
10 / YUNUS - 35 Kul hel min şurekâikum men yehdî ilel hakk, kulillâhu yehdî lil hakk(hakkı), e fe men yehdî ilel hakkı ehakku en yuttebea em men lâ yehiddî illâ en yuhdâ, fe mâ lekum, keyfe tahkumûn(tahkumûne). De ki: “Sizin ortaklarınızdan Hakk'a hidayet edecek (ulaştıracak) kimse var mı?” De ki: “Allah, Hakk'a hidayet eder (ulaştırır). Öyleyse Hakk'a hidayet eden (ulaştıran) mı tâbî olunmaya daha lâyıktır (daha çok hak sahibidir) yoksa hidayete erdirilmedikçe, kendisi hidayete eremeyen kimse mi?” Artık size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
40 / MU'MİN - 38 Ve kâlellezî âmene yâ kavmittebiûni ehdikum sebîler reşâd(reşâdi). Ve âmenû olan adam şöyle dedi: "Bana tâbî olun ki sizi irşad yoluna ulaştırayım."
2 / BAKARA - 272 Leyse aleyke hudâhum ve lâkinnallâhe yehdî men yeşâu, ve mâ tunfikû min hayrin fe li enfusikum, ve mâ tunfikûne illebtigâe vechillâh(vechillâhi), ve mâ tunfikû min hayrin yuveffe ileykum ve entum lâ tuzlemûn(tuzlemûne). Onların hidayete ermesi senin üzerine (vazife) değildir. Fakat Allah, dilediği kimseyi hidayete erdirir. Ve hayırdan ne infâk ederseniz, işte o sizin kendi nefsiniz içindir. Siz (ey mü'minler), sadece Allah'ın vechini (Zat'ını, Allah'ın Zat'ına ulaşmayı) dileyerek infâk edersiniz (verirsiniz). Ve hayır olarak ne infâk ederseniz, (o) size tamamen ödenir ve siz zulmedilmezsiniz (size haksızlık yapılmaz).
2 / BAKARA - 46 Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne). O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab'lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O'na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
10 / YUNUS - 7 İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne). Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
10 / YUNUS - 45 Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yete ârefûne beynehum, kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne). Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah'a mülâki olmayı (Allah'a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrana düştüler (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimse(ler) olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaştıramadılar).
2 / BAKARA - 223 Nisâukum harsun lekum, fe’tû harsekum ennâ şi’tum ve kaddimû li enfusikum vettekûllâhe va’lemû ennekum mulâkûh(mulâkûhu), ve beşşiril mu’minîn(mu’minîne). Kadınlarınız sizin için tarladır. O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle yaklaşın. Kendiniz için (derecelerinizi arttıracak ameller) takdim edin. Ve Allah'a karşı takva sahibi olun ve O'na mülâki olacağınızı (kavuşacağınızı) bilin. Ve mü'minleri müjdele.
Yukarıdaki ayetler çerçevesinde Allah, insanlardan dünya hayatında yaşarlarken serbest iradelerini kullanarak Kendisine ulaşmayı talep etmelerini emretmektedir. Yukarıdaki ayetler bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır ki, Allah’a yaşarken ulaşılmalıdır. Her kim bunu gerçekleştirirse ahirette cennet gidecek ve ebedi orada yaşayacak ve her kimde gerçekleştirmezse cehenneme gidecek ve ebedi orada kalacaktır. en büyük ibadet zikirdir
kendimce.:(((EVET KENDİMCE KENDİMİ YAZMAK İSTEDİM
HERŞEY FARKLI OLABİLİRDİ,HERŞEY.AMA OLMADI NEDEN? EKSİK OLAN NEYDİ?SORUN SENDE Mİ BENDEMİYDİ?NE OLDU DA BU HALE GELDİK?
BUNLARI SORGULAMAK YERİNE İLERİYE BAKMAYI DENEDİM EVET DENEDİM SADECE UYGULAYAMADIM. BELKİ ZAMANLA OLACAK SABIR SABIR SABIR GEREKLİ.
ŞU AN O KADAR ÇOK SINAV VARKİ HAYATIMDA YOĞRULUYORUM ÇIKMAYA ÇALIŞIYORUM ÇIRPINIYORUM NAFİLE, SABRET DİYOR İÇİMDEKİ SES HERŞEY "HAYR " İLE NİHAYET BULACAK DİYOR.AMA ÖBÜR SES VARYA İŞTE BENİ YOK EDEN BİTİREN GÜNDEN GÜNE ERİTEN O SES...
NE OLACAK PEKİ ŞİMDİ?
HERŞEY ÇOK ZOR
YAŞAMAK ÇOK ZOR
ASLINDA O KADAR KALABALIK Kİ ÇEVRE AMA SAAT GELİYOR KİMSE YOK ONLAR VAR ASLINDA AMA SEN İSTEMEDİĞİN İÇİN GÖRMÜYORSUN
BELKİ DE TEK BAŞINA HALLETMEN GEREK
UNUTMA YALNIZ GELDİN DÜNYA YALNIZ GİDECEKSİN
O YÜZDEN BOŞVER HERŞEYİ BAŞKALARI İÇİN OL BAŞKALARI İÇİN YAŞA YAŞAKİ HAYAT DA SANA YAŞAMA SANSI VERSİN..
EVET TEK DİLEĞİM BU ARTIK <AŞKIM SEN OL ALLAH'IM>
EVET SAÇMALADIM. :))AMA GERÇEKLER...
Mutluluğu Iskalamak
dön demeyi....sen gidince ötede kaldı hayat kırılıp tuz buz oldu toparlanamadı aşk bir deli düzeni akıllı masalında ya boşan alışkanlığından ya otur kalkmamaya ayrılık seni görmezden gelirim meret oyalama aklımı uzakta saldım yüzde yüzümü dön demeyi valla unuttum ben.. kenar süsükenar süsü oldum hayatında
yani olmasamda olurdu
kaza süsüde verirdim vefatıma yokluğum boşluk yaratmazdı seni aramam sormam bakmadan uzaklaşmam eminim çok hora geçti
hurdaya çıktı içim farkettımi hiçe döndüm çürüye çürüye tükendim.
rezil ettim kendimi dağattım içtim düştüm ona buna ağladım içimden döküldüm gülmeyi unuttum
kendimi dinlemekten hastalık hastası oldum senin yüzünden kenar süsü oldum hayatında yani olmasam da olurdu... sil baştannnGücün var mı sevgilim Derin sularda inci tanesi aramaya Cesaretin kaldıysa Hala benle aşktan konuşmaya Söyle canım sevgilim Hayat bize oyun oynuyor olabilir mi Yorgun gibi bir halin var Duyguların karışık olabilir mi Sil baştan başlamak gerek bazen Hayatı sıfırlamak Sil baştan sevmek gerek bazen Herşeyi unutmak Sanki bugün son günmüş gibi Dolu dolu yaşamak istiyorum ben Her ne çıkarsa yoluma Selam verip yürümek istiyorum ben Sil baştan başlamak gerek bazen Hayatı sıfırlamak Sil baştan sevmek gerek bazen Her şeyi unutmak BU KADAR SEVEBILIR MISINIZ ?Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. Ikisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra... Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... Senin için ölürüm derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma Hayır, ben senin için ölürüm diye yanıt verirdi hep... Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak.... Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten.... Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde satılık levhası asılı olan. Ne dersin, bu evi alalım mı? dedi adama. Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı... Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim? diye yanıt verdi adam. Amerika’daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık.... Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut... Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği... Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım diye sözünü kesti arkadaşı. O, seni aldatıyor. Iş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya.... Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın... Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. Inkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, son bir kez kucaklamak isterim seni diyecek oldu ama kadın, defol dedi nefretle... Ilk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu. Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. Sen, buraya ne yüzle geliyorsun diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor. dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika’daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldğını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi... Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. Itinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. Ilk kağıtta, Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem diyordu... Sırayla okudu; Seni çok sevdim, Seni sevmekten hiç vazgeçmedim, Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim. Fakat benim için ölmeni istemedim Şimdi bana söz vermeni istiyorum. Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı? son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı: Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım.... ALLAH SONSUZ RAZI OLSUN HEPİNİZDEN KARDEŞLERİM (Allah'a ulaşmayı dileyin ve yolculuk başlasın inş.)
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|